shutterstock_1786766729-170220221036.png

15- 17 Yaş Aralığında Benlik Gelişimi

  • 13.12.2021
  • 2 dakika
  • 215 Okunma
  • 0 Yorum

Gün geçtikçe daha çok genç anlaşılamamaktan, kızgınlıktan, mutsuzluktan ve boşluk hissinden yakınmaktadır. Çoğunlukla gençler ‘içlerinde bir şeyin kaybolmuş olduğunu’ vurgular ve sebebini tam olarak anlatamadıkları bir mutsuzluk haliyle yaşarlar.

15- 17 Yaş Aralığında Benlik Gelişimi

15-17 yaş arası kişilik gelişimi ile ilgili en büyük endişelerin yaşandığı ve “Ben kimim?” sorusunun en sık sorulduğu dönemdir. Ebeveynler bu yaş grubundaki çocuklarına ‘henüz çok deneyim yaşamamış yetişkinler’ gibi davranmalı ve yol göstermelidirler. Ebeveynlerinden sorunları nasıl aşacakları konusunda eleştirel olmayan bir yardım gören çocuklar gelişimlerini daha sağlıklı tamamlarlar.

Erken gençlik ve gençlik dönemi ile birlikte genç artık sadece ‘ne yaptığıyla’ veya ‘ne yapıyor olduğuyla’ ilgilenmez; geleceğe dair planlarını da düşünmeye başlar. Artık hareketlerinin merkezinde geleceği vardır, ona göre hareket eder.

Birey hayatının sosyal, duygusal yönlerinin yanı sıra meslek edinme, akademik boyutunun da olduğunu fark eder. Tüm bunlar benliğinin birer parçası olmuştur, fakat bütün bu alanların gencin kişiliğini olumlu yönde etkileyebilmesi, gencin bunlara verdiği değerle doğru orantılıdır.

Biri için tüm notlarının iyi olması çok önemliyken, diğeri için sporda başarılı olmak veya bir enstrümanı iyi çalabilmek çok daha önemlidir. Dolayısıyla davranışları, değer verdiği hedeflere ulaşmasına yönelik olacaktır.

Okuldaki akademik başarının kendisi için bir anlamı olmayan gencin derslerde başarısız olması, kişiliğini en azından belirli bir süre için olumsuz etkilemez. Yani, kişiliğin değeri; ‘şu anki ben’ ile ‘ideal ben’ arasındaki fark ne kadar azsa, o kadar çoktur.

Gün geçtikçe daha çok genç anlaşılamamaktan, kızgınlıktan, mutsuzluktan ve boşluk hissinden yakınmaktadır. Çoğunlukla gençler ‘içlerinde bir şeyin kaybolmuş olduğunu’ vurgular ve sebebini tam olarak anlatamadıkları bir mutsuzluk haliyle yaşarlar.

Bazı ebeveynler ise gençlerdeki bu mutsuzluk halini görmezden gelmektedirler. Günümüzde ebeveynlerin çocuklarından beklentileri daha çok okul hayatlarındaki başarılardır. Öte yandan, ebeveynler çocuklarına günlük hayatla başa çıkabilmeleri için sorumluluklar vermeyi ikinci planda bırakabilmektedirler.

Sonuçta kendilerine verilen bir görevi nasıl yerine getireceğini bilemeyen ve kendi hayatını programlamakta güçlük çeken bireyler ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, anne-babalar çocukları için erişilmesi güç, hatta imkânsız hedefler ve rol modeller belirleyerek, mükemmel-ideal benlik ile gerçek benliğin arasının açılmasına sebep olabilirler. Böyle durumlarda çocuk ne yaparsa yapsın ebeveyne yetmez, hep daha iyisi vardır. Çocuk takdir edilmez, çünkü ‘ideal benliğe-mükemmelliğe’ henüz ulaşamamıştır.

Böyle yetiştirilmiş çocuklar ne yaparlarsa yapsınlar, ister çok önemli bir yönetici, ister çok iyi bir meslek sahibi olsunlar, kendilerini hep yetersiz hissederler. Hep bir şeylerin eksik olduğunu zannederler, çünkü onlara yetiştirilirken sadece eksiklikleri belirtilmiştir.

Bu yazı, Prof. Dr. Kemal Sayar ve Uzm. Psk. Feyza Bağlan,ın “KORUYUCU PSİKOLOJİ/ Çocuk Eğitiminde Duygusal Rehberlik” kitabından alınmıştır.