Adsız tasarım (10)-150320221708.png

Dede Korkut/Öğretmen Okuma Kılavuzu

  • 15.03.2022
  • 7 dakika
  • 85 Okunma
  • 0 Yorum

Buradaki okuma kılavuzumuzla öğrencilerinizle birlikte, klasik eserlerden Dede Korkut'un incelemesini yapabilirsiniz.

Eser Hakkında

Dede Korkut Kitabı’nın asıl adı, Kitab-ı Dede Korkut Alâ Lisan-ı Taife-i Oğuzan (Oğuzların Diliyle Dede Korkut Kitabı)’dır. Anlamı, Oğuzların Diliyle Dede Korkut Kitabı’dır. Kitap, on iki destansı hikâye ve bir girişten oluşmuştur.

Hikâyeler, Kuzeydoğu Anadolu dolaylarındaki Müslüman Oğuzların hayatını anlatır. İslamiyet öncesi dönemden de izler taşıdığı için bu hikâyelerin oluşmasının daha erken dönemlerde olduğu tahmin edilmektedir. Hikâyeler; Salur Kazan, Bayındır Han gibi kahramanların, mekânların ve zamanların ortak olması ve her hikâyede Dede Korkut’un ortaya çıkmasıyla birbirine bağlanır. Kitabın iki nüshası vardır. Almanya Dresten Kitaplığı’nda bulunan nüshada on iki, Vatikan’da bulunan eksik nüshada ise altı hikâye bulunmaktadır. Bu nüshaların Akkoyunlu Devleti’nin çökmeye başladığı dönemlerde yazıya geçirildiği tahmin edilmektedir.

Dede Korkut Kimdir?

Büyük Türk destan bilgesi Dede Korkut’un kişiliği üzerinde bilgilerimiz yetersiz kalmaktadır. Korkut-Ata adıyla da tanınan Dede Korkut, söylentilere göre Oğuzların Bayat boyundan Kara Hoca’nın oğludur.

Onun, 9. ve 11. yüzyıllar arasında Türkistan’da Sir-Derya nehrinin Aral gölüne döküldüğü yerde doğduğu, Ürgeç Dede adında bir oğlu olduğu, Oğuz Türklerinden büyük saygı gördüğü, bu bölgelerde hüküm süren Türk hakanlarına akıl hocalığı ve danışmanlık ettiği, hikâyelerinden anlaşılmaktadır. Farklı tarihi kaynaklarda “Dede Korkut”, “Korkut Ata” adlarıyla anılan Dede Korkut’un gerçek ismi, hayatı, yaşadığı çağ ve coğrafyayı kesin olarak aydınlatmak eldeki kaynaklarla mümkün değildir.

Hikâyelerde Dede Korkut keramet sahibi biri olarak karşımıza çıkar. Doğaüstü bir manevi güce sahiptir.

Hikâyelerde şu gibi kerametleri görülmüştür;

1- Gelecekten Haber Verme: “Korkut Ata söyledi: Ahir zamanda hanlık tekrar Kayı’ya geçecek. Kimse ellerinden alamayacak, ahir zaman olup kıyamet kopuncaya kadar.” (Giriş)

2- Halkın Onun Sözünü Tutması: “Korkut Ata Oğuz kavminin müşkülünü hâllederdi. Her ne iş olsa Korkut Ata’ya danışmadan yapmazlardı. Her ne ki buyursa kabul ederlerdi. Sözünü tutup tamam ederlerdi.” (Giriş)

3- Duasının Allah Katında Kabul Olması: “… Dede Korkut dedi: (Kılıç) Çalarsan elin kurusun dedi. Hak Taâla’nın emri ile Deli Karçar’ın eli yukarıda asılı kaldı. Zira Dede Korkut keramet sahibi idi, dileği kabul olundu.” (Kam Püre’nin Oğlu Bamsı Beyrek’in Hikâyesi)

Dede Korkut, sıradan insanlardan, devlet adamlarına kadar herkesin saydığı ve danıştığı bilgedir, öğüt vericidir. Bilgeliği eğitici, öğretici ve tenkit edicidir.

Dede Korkut Kitabı’nda Yer Alan Eski Türk Gelenekleri

Ad koyma: Oğuz Türklerinde bir gencin ad alabilmesi için bir yiğitlik göstermesi gerekiyordu. Bu yiğitliği gösterdikten sonra Dede Korkut’u çağırırlardı. Dede Korkut da dua edip gence yiğitliğiyle alakalı bir isim verirdi; “Bunun adı boz aygırlı Bamsı Beyrek olsun, adını ben verdim yaşını Allah versin.”

Toy etme (Toplantı yapıp karar verme): Oğuzlar mühim konularda karar vermek için Kudretli Oğuz beylerini çağırıp toplantı düzenlerdi.

Düğün: Hâlen devam eden bir geleneğimiz olan düğünlerde ziyafet verilir şenlik yapılırdı.

Kız isteme: Kız, babasından veya abisinden istenirdi. Kız istemeye büyük ve saygın kişiler giderdi. Dede Korkut, Deli Karçar’dan kız kardeşini Bamsı Beyrek’e şöyle istemiştir; “Tanrının buyruğu ile peygamberin kavli ile aydan arı, güneşten güzel kız kardeşin Banu Çiçek’i Bamsı Beyrek’e istemeğe gelmişim.”

Başlık alma: Kız vermeye karşılık, kızın ailesi başlık isterdi. Kitapta kız kardeşini vermek istemediği için aşırı miktarda başlık isteyen Deli Karçar anlatılmıştır. “Deli Karçar der: Dede, kız kardeşim yoluna ben ne istersem verir misin? Dede der: Verelim dedi, görelim ne istersin? Deli Karçar der: Bin erkek deve getirin dişi deve görmemiş olsun, bin de aygır getirin ki hiç kısrakla çiftleşmemiş olsun, bin de koyun görmemiş koç getirin, bin de pire getirin bana dedi. Eğer bu dediğim şeyleri getirirseniz pekala veririm.”

Sövüş etme (Misafir için hayvan kesme): Oğuzlar bir misafir geldiği zaman onun için bir hayvan kesip ikram ederlerdi.

Düş yorma: Rüyalarında gördükleri garip durumları Dede Korkut’a yorumlatıp mana çıkarırlardı.

Dede Korkut Kitabındaki Motifler

Ad alabilmesi için kan döküp baş kesme motifi;

Genç bir erkeğin ad ve taht alabilmesi, kan dökmesi ve baş kesmesiyle mümkündür. Çocuğa ad koymak ve babasından taht istemek de Dede Korkut’un yaptığı bir iştir.

Kadının ailesine verdiği önem motifi;

Boğaç’ın annesinin oğluna verdiği önem, oğlunu kurtarmak için kırk ince belli kızla Boğaç’ı aramaya çıkmasıyla anlaşılabilir. Anne sütünün merhem olarak gösterilmesi de önemlidir.

Hızır motifi;

Boğaç’ın yaralıyken çukurda Hızır’ın geldiğini, yarasını sıvazladığını, merhemini söylediğini anlatması Hızır’a verilen önemi ve Müslümanlık anlayışını gösterir.

Kırk motifi;

Hemen her hikâyede göreceğimiz kırk sayısı Türklerdeki sayı inanışlarıyla doğrudan alakalıdır.

Dede Korkut Kitabı’ndaki Hikâyelerin Geçtiği Yerler

Hikâyelerdeki yerler iki kısımda ele alınmaktadır: Doğrudan hikâyenin dekoru olan mekânlar ve salt isim olarak geçen yerler. Hikâyelerin geçtiği yerlerin adı, Oğuz illeri veya kısaca Oğuz diye tanımlanmaktadır. Bu Oğuz ili, İç Oğuz (Üç Ok) ve Taş Oğuz (Boz Ok) diye iki kısımdan oluşmaktadır. Bu yerler, günümüzdeki Kuzeydoğu Anadolu’dur. Sınırları pek belirgin olmayan bu ülke, Ergin’e göre, “Gürcistan-Pasinler-Ağrı Dağı” üçgeni arasındadır. Ancak hikâyelerin seyri, Oğuz ülkesinin sınırlarında yer alan Bayburt, Trabzon, Kafkas Demirkapısı, Diyarbakır ve Mardin’e kadar uzanmaktadır.

Olayların odaklandığı yerler arasında Akçakale, Cızıglar, Derbend, Hamid, Mardin, Bayburd gibi haritalarda yer almış merkezlerin yanı sıra, Ağlağan, Akorman, Aksaz, Gökçedağ, Karacuk Dağı, Karadağ, Kazılık Dağı, Amıt Suyu, Aygır Gözler Suyu, Dereşam, Gökçe Deniz, Kara Dere, Uzun Pınar gibi çeşitli dağ, orman, nehir ve göl adları da sıkça kullanılmaktadır.

Asıl dekorun oluştuğu yerlerin dışında, çeşitli vesilelerle adı geçen İstanbul, Rum, Şam, Mekke, Türkistan ve Türkistan’daki kimi dağların adlarını da görmekteyiz.

Özel Sözlük

Alâmet: Belirti, işaret, iz, nişan.

Alem: Minare, kubbe, sancak direği vb. yüksek şeylerin tepesinde bulunan, madenden yapılmış işaret, süs.

Apalaca: Alacalı bulacalı.

Âsân: Kolay.

Atlas: Yüzü parlak, sık dokunmuş bir tür ipekli kumaş.

Azat etmek: Salıvermek, serbest bırakmak.

Bâki: Sürekli, sonu olmayan, kalıcı.

Berk: Sağlam, sıkı, kuvvetli.

Berkitmek: Güçlendirmek, kuvvetlendirmek, sağlamlaştırmak.

Bezirgân: Ticaretle uğraşan kimse, tüccar.

Börk: Genellikle hayvan postundan yapılan başlık.

Burma: Burularak yapılmış, kıvrılmış altın veya başka maden, eşya çeşitleri.

Cebbar: Kudret sahibi, tanrı.

Celâllenmek: Öfkelenmek, kızmak.

Cemâlullah: Allah’ın yüzü, sıfatı.

Civan: Yakışıklı genç erkek veya güzel genç kadın.

Çuha: Eskiden ceket yerini alan ve kaba dokunuşlu kumaştan yapılan giysi.

Daya: Çocuğa bakan dadı, sütnine.

Derbent: İki dağ arasındaki geçit yeri, boğaz; sınırda bulunan küçük kale.

Doru: Gövdesi kızıl, ayakları ve yelesi koyu renkli olan yağız at.

Dürr ü güher: İnci ve mücevher.

Efil efil: Hafif, kesintili ve yavaş bir biçimde (rüzgâr esmesi, kar yağması, saç dalgalanması).

Eza: Üzüntü; eziyet.

Feryad ü figan: Ağlayıp sızlama, bağırıp çağırma.

Gem: Atı yönlendirmek için ağzına takılan demir araç.

Gez: Okun, kirişe geçen ucundaki kertik.

Gönenmek: Mutlu, mesut olmak, sevinmek.

Gürz: Silah olarak kullanılan ağır topuz.

Halayık: Kadın köle, cariye.

Hasım: Düşman.

İbrişim: Kalınca bükülmüş ipek iplik.

İlenmek: Beddua etmek, küfretmek, kötü söylemek.

İnayet: Yardım, ihsan, iyilik, lütuf.

İşret âlemi: Müzikli, içkili eğlence.

İzzet: Büyüklük, yücelik, ululuk.

Kabza: Silah, kılıç vb. şeylerde tutulacak yer, tutak, sap.

Kadir: Değer, kıymet, itibar.

Kâdir: Kuvvetli, güçlü, kudret sahibi.

Kahhar: Kahreden, yok eden, Allah’ın 99 isminden biri.

Kargı: Silah olarak kullanılan, ucu sivri ve demirli uzun mızrak.

Kefere: Müslüman olmayanlar, kâfirler.

Kımız: Kısrak sütünün mayalanmasıyla yapılan, az alkollü, ekşi bir Türk içkisi.

Kın: Bıçak, kılıç vb. kesici araçların kabı.

Kıvanmak: Övünülecek bir olaydan dolayı sevinmek, iftihar etmek, memnun olmak.

Kiriş: Ok atılan yayın iki ucu arasındaki esnek bağ.

Kösteği üzmek: Uzaklaşıp gitmek.

Lahuti: İlahi, tanrısal.

Lirik: Coşkun, ilhamla dolu, duygulu.

Mahmuzlamak: Hızlanması için hayvanı mahmuzla dürtmek, topuklamak.

Makbûl: Kabul edilen, beğenilen, hoş karşılanan.

Mancınık: Topun bulunmasından önce, kaleleri dövmek için taş, gülle fırlatmakta kullanılan bir tür büyük sapan.

Mızrab: Telli çalgıları çalmaya yarayan, kemik, maden, plastik veya özellikle kiraz ağacından yapılan alet.

Münezzeh: Temiz, uzak.

Müzeyyen: Süslenmiş, bezenmiş.

Nadide: Görülmemiş, az bulunan, değerli.

Naip: Birinin yerine geçen.

Nâmert: Korkak, alçak, mert olmayan.

Nara: Haykırma, bağırma.

Nefha: Güzel koku, esinti.

Niyaz: Yalvarma, yakarma, dua.

Nusret: Yardım, Allah’ın yardımı.

Ögeç: Küçük yaşlarda erkek davar, koyun.

Ökçe: Ayakkabı altının topuğa rastlayan yüksek bölümü.

Pare pare: Parça parça.

Pastoral: Kır yaşantısını ve özellikle çobanların aşk ve yaşayışlarını anlatan şiir türü.

Peşkeş çekmek: Birisine yaranmak amacıyla uygunsuz olarak bir şeyler vermek.

Puslanmak: Havanın hafif sisli bir durum alması, buğulanmak.

Pürçek: Kadınların şakaklarından sarkan saç, saç buklesi, zülüf.

Saki: İçkili toplantılarda içki dağıtan kimse.

Sam yeli: Güneyden esen sıcak rüzgâr.

Samur: Değerli kürkü olan bir sansar türü, bundan yapılan kürk.

Semiz: Şişman.

Settar: Ayıpları örten, bağışlayan. Allah’ın 99 isminden biri.

Seyirtmek: Koşmak, bir yere acele gitmek.

Sırma: Altın yaldızlı veya yaldızsız ince gümüş tel.

Sürme: Kirpik diplerine sürülen siyah boya.

Süsüşmek: Mızrak gibi bir şeyle dürtüşmek, hayvanların boynuzlarıyla birbirine vurması.

Şami: Yemeni, başörtüsü.

Tahkiye: Bir olayı anlatmadaki düzen, anlatı.

Tanyeli: Şafak vakti esen rüzgâr.

Tavla: At ahırı.

Tavlacıbaşı: Atlarla ilgilenenlerin başındaki kimse.

Tekfur: Bizans İmparatorluğu zamanında vali düzeyinde olan yöneticilerle Anadolu ve Rumeli’deki Hristiyan beylerine verilen ad.

Temren: Ok ve kargı gibi silâhların ucuna takılan sivri maden parça.

Terki: Eyerin arka bölümü.

Toklu: Bir yıllık kuzu.

Tuğ: Padişahların ve vezirlerin başlarına taktıkları başlıkların ön tarafında bulunan tüy veya püskül biçimindeki süs.

Tulgan: Tamamlanmış, olgun.

Tümen: On bin erden oluşan asker kuvveti; büyük küme, yığın.

Yalınkılıç: Elinde kılıç olduğu hâlde, kılıçlı olarak.

Yaşmak: Başörtüsü, örtüyü ağzı kapatacak biçimde bağlama.

Yaylak: Yetiştiricilerin hayvanlarıyla birlikte yaz mevsimini geçirdikleri, hayvanlarını otlattıkları alan.

Yekinmek: Bir eylem yapmaya davranmak.

Yen: Giysi kolu, kol ağzı.

Yorga: Biniciyi sarsmayan at yürüyüşlerinden biri.

Zeval: Sona erme, yok olma.

 

 

Daha fazla kitap için tıklayınız.