shutterstock_679502449 (1)-031120211716.png

Çocuklarda Aidiyet Duygusu

  • 03.11.2021
  • 4 dakika
  • 246 Okunma
  • 0 Yorum

Aidiyet doğuştan gelen bir ihtiyaçtır. Aynı zamanda kişinin bu ihtiyacını karşılamak adına giriştiği yakınlaşma çabasıdır. Aidiyet kişiyi yalnızlıktan kurtarır. Bu duyguyla bir yerlere tutunamayanlar hayatta hep tek başınadır.

Çocuklarda Aidiyet Duygusu

Çocukluk üç dönemden oluşur:

  • 0-4 yaş arasında “Bağlanma”,
  • 4-12 yaş arasında “Aidiyet”,
  • 12 yaş ve sonrasında devam eden “Uyum” süreci...

Aidiyet, insanın kendini emniyet ve güven içinde hissettiği bir grupla duygusal bağ kurmasıdır. Böylece kişi, duygusal bağ kurduğu yerden sosyal yaşam kuralları ve davranışlar edinir.

Günümüz çocuklarının en büyük problemi, aidiyet bağlarını ailesi yerine başkalarıyla kurmalarıdır. Çocuk ailesiyle yaşadığı için onlarla zorunlu bir aidiyet ilişkisi kurar başlangıçta. Ancak bir süre sonra dış dünyayla tanışır; ailesinin dışında başka yaşamlar da olduğunu görerek farklı yerlerle aidiyet ilişkisine girer. Örneğin bir futbol takımına, okul arkadaşlarına veya oturduğu mahalledeki yaşıtlarına…

Burada önemli olan, çocuğun “birincil” aidiyet duygusunun nereye tutunduğudur. Eğer bu ailesiyse, sorun yoktur. Çocuk onlardan aldığı güçle, okul arkadaşları edinir ve bağ kurar. Ancak burada dikkat edilmesi gereken yine çocuğun birincil aidiyet ilişkisini kırmaması, bozmamasıdır. Zira çocuk kurduğu ikinci ve üçüncü aidiyet ilişkisiyle birincil aidiyet duygusunu zedeliyorsa, adım adım aileden kopar...

Çocuk kuracağı aidiyet ilişkilerinin nasıl olacağını ailesiyle kurduğu aidiyetten öğrenir. Bu açıdan bakıldığında çocuk yaşamı boyunca aidiyetin 3 farklı boyutunu yaşar:

  • Aile ile aidiyet
  • Sosyal aidiyet
  • Soyut aidiyet

Her bir basamak, bir sonraki aidiyete hazırlar insanı.

Ailedeki aidiyet duygusu, “sosyal aidiyet ”in zeminidir. Sosyal aidiyet de “soyut aidiyet “in temelidir. Basamaklar arasında sorun varsa bir sonraki aidiyet hissine geçiş zorlaşır. Bu durumda “sadece” ailesiyle aidiyet kurmuş çocuk, çevresindeki dost ve yakınlarıyla bütünleşemez. Sosyal çekinik kişilik yapısındakilerin durumu da böyledir. Bu çocuklar sanıldığı gibi ailelerine düşkün değildir. Sadece aidiyet gelişimindeki ikinci basamağa henüz çıkamamışlardır.

Aidiyet “yakınlaşma ihtiyacı” dır. Sevilmek yetmez insana, sevmek ihtiyacı da vardır çünkü. Güvenmek, duygusal olarak bağlanmak ve böylece bağlandığı kişiyle ruhsal gücüne güç katmak ister. Ruhsal dengesini tutturabilmek için yapar aslında tüm bunları. Zira sağlıklı bir aidiyet ilişkisi, kişinin birçok duygusal ihtiyacını karşılar.

Aidiyet başlangıç değil, sonuçtur. Güven duygusu, bağlanma yoksa aidiyet de oluşmaz. Güvensiz ortamda yetişenlerin en büyük sorunu, aidiyet ihtiyaçlarının karşılanmamasıdır. Aileyle giderilmemiş aidiyet ihtiyaçları dışarıdan giderilmeye çalışılır. Bu ise çok defa çocuğun aileden kopuşunu hızlandırır.

Aidiyet doğuştan gelen bir ihtiyaçtır. Aynı zamanda kişinin bu ihtiyacını karşılamak adına giriştiği yakınlaşma çabasıdır.

Aidiyet kişiyi yalnızlıktan kurtarır. Bu duyguyla bir yerlere tutunamayanlar hayatta hep tek başınadır.

Aidiyet sadece çocukluk döneminin gereği değildir. Yeteneklerini, gücünü keşfeden, bağımsızlığını elde eden kişinin bilinçli şekilde kendini güvende hissettiği, sevilip değer gördüğü yere yakınlaşmasıdır. Zira güvenle kurulmuş aidiyet duygusu, kişide “değerlilik” hissi oluşturur. Değerlilik hissi ise dinmek bilmez bir diğer ihtiyaçtır.

Çocuk nereyle aidiyet kurarsa o yerin davranışlarını kopyalar. Eğer ailesiyle güvenli aidiyet ilişkisi içindeyse; aynı annesi gibi oturup kalkmaya, babası gibi yürümeye, ağabeyi gibi espri yapmaya başlar. Bu ise aile bütünlüğünü pekiştirir. Eğer çocuk ailesi dışında bir yerlere aidiyetle bağlanmışsa, o takdirde davranışları ailesiyle uyum içinde olmaz.

Özellikle ergen çocuk davranışlarında gördüğümüz “maço” karakter ve “vurdumduymaz” tutumlar, çocuğun bu tarz davranışlar sergileyen bir arkadaş grubuyla aidiyet kurduğuna işaret eder. Küfürlü konuşma, alaya alma, kıyafet tercihinde farklılık, aileyle kurulmamış aidiyet duygusunun dışa vurumudur.

Değerler edinimi aidiyetle sağlanır. Anne-baba neye değer veriyorsa çocukta farkına varmadan aynı şeylere kıymet verir. Ebeveynlerin korkuları ve tepki gösterdikleri unsurları da çocuk aidiyetle kopyalar.

Aidiyet kişiye problem çözme yeteneği kazandırır. Çocuk nereye bağlıysa oranın problem çözümleme şeklini edinir.

Aile şiddet, empati, iletişim, iletişim koparma, duygusal davranma, akılcılık, zarar verme gibi koruyucu yöntemlerden hangisini kullanıyorsa; çocuk da yaşamında bunlara başvurur.

Sadakat duygusu aidiyetin sonucudur. Sadakat bir kişinin en önemli kazanımıdır. Ancak sadakati, sadece birine “ölesiye” bağlanma olarak değerlendirmek yanlıştır. Sadakat aynı zamanda değerlere sahip çıkma anlamına da gelir. Kişi eğer onuruna, kişiliğine ve insan olmaktan kaynaklanan değerlerine saygılı olunmasını istiyorsa, bu kişi değerlerine sadıktır.

Aidiyet duygusal doyumsamayı beraberinde getirir. Aidiyet duygusuyla güvenle bağlanmış çocuk, aynı zamanda duygusal doyumunu da buradan gerçekleştirir.

Gözlemlerimiz o ki; ailesiyle aidiyet kuramamış çocuklar okul arkadaşlarının gözüne girebilmek için her türlü zarara uğramayı, onların isteklerini yerine getirmeyi marifet zannederler. Hâlbuki ailesine aidiyetle bağlanabilmiş çocuklar, duygusal arayışlara girmezler.

Erken yaşlarda kız çocuklarının erkek arkadaş edinme çabası, erkek çocukların farklı sosyal gruplara dâhil olmak için sahte benliklerle kendilerini gösterme isteği, sosyal paylaşım sitelerinde kurulan dostlukların her biri aidiyet yoksunluğunun habercisidir. Sevme, sevilme, kabul görme, kendini değerli hissetme gibi duygular aidiyeti artırırken, psikolojik iyileşmeyi de beraberinde getirir. Suçluluk, değersizlik, yetersizlik gibi hisler, aidiyeti ve iradeyi zayıflatır.

Aidiyet kuramayanlar kendilerini ruhsal anlamda zora sokarlar. İntihar girişiminde bulunanların çoğu, “Kaybedecek bir şeyim yoktu.” der. Aslında bu, “Aidiyet kurduğum, kaybetmekten korktuğum kimse yok hayatımda.” demektir.

Aidiyet duygusu giderilmediğinde ya da yanlış yerle kurulduğunda duygusal yoksunluklar çıkar ortaya. Giderilmemiş ihtiyaçlar yeni yeni problemlere dönüşür. 

Aidiyetsizlik kişiyi çaresizleştirir. Bu nedenle kendini güçlü hissetmek isteyen kişi, hırçınlaşıp öfke patlamalarıyla bu eksikliğini örtmeye girişir.

Aidiyet duygusu aynı zamanda kişinin kendini ait hissettiği yere karşı samimi olmasıdır. Aldatanların, ihanet ve gıybet edenlerin, aleyhte konuşanların, ilgili kişi ya da grupla aidiyet problemi vardır.

Pedagog Adem Güneş (Bu yazı, yazarın “AİLE İLE BAĞLANMA Aidiyet” adlı kitabından alınmıştır.)