shutterstock_1859319826-141220211639.png

Saplantılı Aidiyet

  • 14.12.2021
  • 3 dakika
  • 143 Okunma
  • 0 Yorum

Çocuk eğitiminin baskı üzerine kurulduğu toplumlarda, saplantılı aidiyet ilişkilerine oldukça sık rastlanır. Çocukluk döneminde anne-çocuk bağlanmasını yaşayamamış, aile içinde ihmale uğramış, ebeveynleriyle gündelik yaşamı basit iletişimlerle geçmiş, okul-ödev-ders-yemek-uyku-televizyon-harçlık ilişkisi dışında kendini ve duygularını ailesiyle doyasıya paylaşamamış çocuklar; yetişkinlik yıllarında duygularını güvenle açabildikleri kişilerle yoğun bağlar kurarlar.

Saplantılı Aidiyet

Kişinin aidiyette radikalleşmesi, bağlandığı kişiyi sahiplenmesi, kendine ait hissetmesi, aidiyeti saplantıya dönüştürmesidir. Sağlıklı aidiyet ilişkisinde, aidiyet kurduğu yerle saygınlık çerçevesinde sükûnet, huzur ve duygusal doyum yaşar kişi. Saplantılı aidiyette doyumsuzluk, huzursuzluk, kaybetme korkusu ve aşırı kıskançlık söz konusudur. 

Saplantılı aidiyette kişi, aidiyet ilişkisi kurduğu yerle geçici duygusal rahatlamalar yaşar, hayatının öncelik sırasını buna göre şekillendirir. Kişinin aidiyetini kaybetmesi aynı zamanda bu yaşam tarzının da yıkılacağı anlamına geleceği için saplantı daha da artar…

Çocukluk yıllarında doyurulmamış ihtiyaçların yıllar sonra ilk defa giderildiği yanılgısı, kişinin gözünü karartacak kararlar almasına bile neden olabilir. Sevdiği kişiyle evlenmesine izin verilmeyen gençlerin evden kaçması, tanıştığı birine duyduğu güvenden dolayı bütün hayatını değiştirecek kararlar alması, saplantılı aidiyet içine girmiş kadın veya erkeklerin -evli ve çocukları olduğu halde- evlerini, işlerini terk etmesi, yeni bir yaşam kurma hayaliyle geçmişini silmesi saplantılı aidiyetlerin dramatik sonlarındandır.

🎯Çocuk eğitiminin baskı üzerine kurulduğu toplumlarda, saplantılı aidiyet ilişkilerine oldukça sık rastlanır.

Birçok ebeveyn kendi dışındaki birine çocuğunun yönelmesinden hoşlanmasa da çocuk kurduğu bu bağlarla dramatik şekilde duygusal yoksunluklarını giderir. Saplantılı aidiyet ilişkisinde bağlanılan kişide de duygusal yoksunluklar var ise, kendisine bu kadar bağlı birinin varlığı ona oldukça keyif verir. Bu tarz bir duruma dışarıdan bakıldığında özenti duyulabilir. Oysa yoksunlukların oluşturduğu bu bağlanma, hafif duygusal sorunlar yaşanmaya başladığında bile alt üst olur. Böyle durumlarda şiddetin ortaya çıkma ihtimali oldukça yüksektir. Kişi bütün yaşamını üzerine kurduğu kişiyi kaybetmemek, onun sevgi ve ilgisinden yoksun kalmamak için ölümü, öldürmeyi bile göze alabilir. Gazetelerin üçüncü sayfalarında rastlanan ayrıldığı eşini öldürme, kıskançlık kriziyle bunalımlara girme, çok sevdiği eşinden ayrılmamak için çocuklarını dahi ölümle tehdit etme gibi olaylar; aslında kişinin geçmiş dönemdeki yoksunluklarını giderdiği ve saplantılı bir aidiyete dönüşen ilişkinin kopuş sürecindeki cinnettir.

Hâlbuki sağlıklı aidiyet ilişkisinin temelinde kişinin vazgeçebileceği kadar aidiyet kurması esastır. Bağlandığı kişinin yokluğu kişiyi etkilese de, yaşamının geri kalan kısmını götürebilecek derecede iradesinin hâlâ elinde olması gerekir.

Fanatik taraftarlık, bir siyasi eğilime her şeyiyle bağlı kalmak ya da gücü üzerinde barındıran kişilere korkuyla bağlanmak, saplantılı aidiyete verilebilecek örnekler arasında yer alır.

Mesela Hitler’in yakınındakiler ona saplantılı bir aidiyetle bağlıydı. Zarar verebilecek, güçlü kişiliği sebebiyle etrafındakiler ondan korkup aidiyet kurmuşlardı. Bu öyle bir aidiyetti ki, Hitler öldükten sonra onlar da intihar ederek hayatını sonlandırmıştı. Zira çevresindekilerin kendi yaşamları yoktu, sadece Hitler’inki vardı. Çünkü saplantılı aidiyet kişinin kendi hayatını yok eden farklı bir kimyaya sahiptir.

Birçok çocuğun korkuyla anne-babasına bağlanması dramatik bir gerçektir. Bunun gibi, çocuğun ebeveyne “saplantılı” şekilde bağlanması da trajik bir durumdur, anne-babanın çoğu kez hoşuna gitse de…

Saplantılı aidiyetin temel özellikleri; zayıf kişilik yapısına sahip olmak, yetersizlik ve yoksunluk hissetmektir. Bu yetersizlikleri gidermek için kişi çocukluk yıllarında duygularını bastırmış, sevgi ihtiyacını ötelemiş olmalıdır. Bastırılan duyguların yıllar sonra yeniden uyanması ve bütün bir yaşamın acısını çıkarırcasına umuda kapılmasıdır saplantılı aidiyetin oluşumundaki ana etken… 

Sağlıklı aidiyette insanların birbirine bağlılıkları kılcal kanallarda devam ederken; saplantılı aidiyetle kurulmuş ilişkiler sürekli değildir, bir yerde tıkanır, kişi duygusal ihtiyacını karşılasa da doyumsuzluk yaşar. Kendine saplantılı aidiyet duyan kişilerin bu yanılsamayla anormal davranışlara girme ihtimali oldukça yüksektir. Birilerinin kendisine yoğun bağlanması kişide “yanıltıcı” bir değerlilik hissi oluşturur. Kendini önemli görmeye, daha önce değersizce davranan kişileri de “kendisini anlamamakla” suçlamaya iter. Hâlbuki duyumsadığı bu hisler yanılsamadır. Kendisine duyulan bu sevginin nedeni sahip olduğu değerden değil, karşısındaki kişinin duygusal yoksunluklarından kaynaklanır. Bu yoksunluğu gideren kimse zaten ona bağlanacaktır.

Pedagog Adem Güneş (Bu yazı, yazarın “AİLE İLE BAĞLANMA Aidiyet” adlı kitabından alınmıştır.)