Yerine Oturamayan Öğrenci “Sandalye ile Mücadele Sanatı”
- 23.02.2026
- 7 dakika
- 6 Okunma
- 0 Yorum
Bu bölümde Ahmet’in (ve onun gibi binlerce Ahmet’in) neden yerine oturamadığını, daha da önemlisi bununla nasıl başa çıkacağınızı öğreneceksiniz. Biz burada gerçek hayattan konuşacağız, dertleşeceğiz ve umarız sizi bir iki yerde gülümsetebiliriz.
Yerine Oturmayan Öğrenci
“Sandalye ile Mücadele Sanatı”
Sahne: Sınıfınız, Normal Bir Pazartesi Sabahı Güzel bir matematik dersinin 15. dakikasındasınız. Tahta başında "Üçgende Açılar"ı anlatıyorsunuz. İşin en kritik noktasında, “İki iç açının toplamı kendisine...” derken birden fark ediyorsunuz ki Ahmet yine ayakta. Hayır, yanlış anlamayın, sadece ayakta durmuyor. Sanki sınıfta görünmez bir dans performansı sergiliyor.
Oturduğunu görüyorsunuz, “Ah şükür,” diyorsunuz içinizden. Tam nefes alacaksınız ki – hop! 30 saniye geçmeden tekrar ayakta. Bu sefer kalemini düşürmüş. Tabii ki tamamen tesadüfen. Sonra su içmeye kalkmış. Ardından pencereye bakmak için... Sonra... Sonra... Sonra... Tebrikler! Karşınızda klasik bir “Yerine Oturamayan Öğrenci” vakası var.
Şu ana kadar muhtemelen şunları düşünmüşsünüzdür:
“Acaba bu çocuğun sandalyesinde diken mi var? Ya da belki sandalye aslında lav kadar sıcak? Hatta ben görmüyorum ama o görüyor ve hayatını kurtarmaya çalışıyor?” Yok yok, daha iyi bir teori: “Belki de evde, oturma yasağı var, onda da alışkanlık olmuş, duramıyor artık.”
İşte tam da bu noktada, siz değerli öğretmenimiz, bu kitabı açtınız. İyi ki de açtınız! Çünkü bu bölümde Ahmet’in (ve onun gibi binlerce Ahmet’in) neden yerine oturamadığını, daha da önemlisi bununla nasıl başa çıkacağınızı öğreneceksiniz. Ama endişelenmeyin, sizi “çocuk psikolojisi kitaplarındaki gibi” 47 sayfalık akademik bir makale ile boğmayacağız. (Elbette bilimsel çalışmalar da çok kıymetli ama biz bu kez mizahın gücünü pratik bilgilerle harmanlamayı denemek istedik.) Hayır efendim. Biz burada gerçek hayattan konuşacağız, dertleşeceğiz ve umarız sizi bir iki yerde gülümsetebiliriz.
AMA NEDEN YA? NEDEN OTURAMIYOR?
İyi soru! İşte bu soruyu sorduğunuz için zaten bu çocuğa yardım edebilecek bir öğretmensiniz demektir. Çünkü biliyorsunuz, kolay yol “Tembelsin, başının çaresine bak,” deyip geçmektir. Ama siz öyle yapmadınız. Siz “Neden?” diye sordunuz.
Ahmet’in durumunu anlayabilmek için önce şunu kabul etmeliyiz: Bu çocuğun beyni, vücudu ona sürekli “HAREKET ET!” diye emir veriyor. Yani siz “otur” dediğinizde, aslında ondan fiziğin temel yasalarına karşı gelmesini istiyorsunuz. Newton’un birinci yasasını hatırlayın: “Hareket hâlindeki cisim hareket etmeye devam eder.” İşte Ahmet tam da bu yasayı kendi bedeninde kanıtlıyor!
Şimdi ciddileşelim (ama sadece biraz): Ahmet’in yerine oturamamasının birkaç ciddi sebebi olabilir.
SEBEP 1: Enerjisi Çok Fazla
Çocuğun içindeki enerji seviyesi size göre 10 kat fazla. Siz sabahleyin çayınızı içip “Güne başlayabilirim artık” derken, Ahmet zaten 3 tur koşmuş, 27 soru sormuş ve zihninde bir oyun icat etmiştir.
SEBEP 2: Dikkat Eksikliği
Ahmet’in beyni bir anda 17 farklı şeye odaklanmaya çalışıyor. Siz matematik dersi derken, o aynı anda penceredeki kuşu, yan sıradaki arkadaşının kalemini, tahtadaki yazıyı, kendi ayakkabı bağcığını ve “Acaba öğle yemeğinde ne var?” sorusunu işliyor. Beyin kapasitesi dolunca ne yapıyor? Ayağa kalkıp hareket ediyor tabii! Sanki hareket edince beyni format atıyor gibi.
SEBEP 3: Öğrenme Stili
Ahmet belki de kinestetik bir öğrenen. Yani hareket ederek öğreniyor. Evet evet, gerçekten öyle bir şey var! Bazı çocuklar oturarak öğrenirken, bazıları ayakta dolaşarak, zıplayarak, hareket ederek daha iyi öğrenir. Tıpkı sizin kahve ya da çay içerek daha iyi ders hazırladığınız gibi (itiraf edin, öyle değil mi?)
Öğretmen Olarak Bizim Kafamızdan Geçenler
Haydi itiraf zamanı. Ahmet 5. kez kalktığında içinizden neler geçti? İzin verin tahmin edeyim: “Bu çocuk beni deli etmek için mi doğdu?” – Hayır, değil. Ama bazen öyle hissetmeniz çok normal. “Acaba benim derslerim mi sıkıcı?” – Hayır hayır, dersleriniz harika! Ama Ahmet için 40 dakika oturmak, sizden 40 dakika yoga pozisyonunda durmanızı istemeye benziyor.
“Keşke görünmez bir yapıştırıcı olsa da çocuğu sandalyeye yapıştırsam...” – Tamam tamam, biliyoruz, şaka yapıyorsunuz! Ama hepimizin aklından geçmiştir.
Şimdi en iyisi: “Belki de gelecekte pilates antrenörü olacak, şimdiden pratik yapıyor.” – İşte bu! Bu bakış açısını sevdik!
PEKI NE YAPACAĞIZ? İŞTE GERÇEK ÇÖZÜMLER!
Şimdi geldik işin en önemli kısmına. Ahmet’i nasıl oturturuz? Özür dilerim, yanlış soru. Doğru soru: “Ahmet’in hareket ihtiyacını nasıl sağlıklı kanallara yönlendiririz?” (Bak bak, ne kadar profesyonel olduk!)
STRATEJI 1: Hareket etmesine izin verin!
Evet, yanlış duymadınız. Ama kontrollü bir şekilde. Mesela Ahmet’i “tahta silme uzmanı” yapabilirsiniz. Her 15 dakikada bir tahtayı silmek için kalkmasına izin verin. Bir taşla iki kuş: Hem tahta temiz olacak hem Ahmet hareket edecek hem de kendini önemli hissedecek. Bir de bonus: Diğer çocuklar “Ben de tahta silmek istiyorum!” diye kıskançlıktan çatlayacak. Ahmet’e böyle özel bir görev vermişken, ona gıpta eden 29 çocuk mu var? Evet. Başardınız!
STRATEJI 2: “5 Dakika Kuralı”.
Her 15-20 dakikada bir tüm sınıfın 10 saniye boyunca yerinde zıplamasını söyleyin. “Herkes ayağa! 10 saniye zıplayacağız! Hazır mı? Başla!” Çocuklar sevinecek, Ahmet ekstra sevinecek ve siz de 10 saniye boyunca “Ben en havalı öğretmenim!” hissine kapılacaksınız. Hey arkadaşlar, bilim de bu tarafta: Araştırmalar gösteriyor ki hareket, beyin aktivitesini artırıyor. Yani aslında çocukları daha iyi öğrensinler diye zıplatıyorsunuz. Ne kadar profesyonel!
STRATEJI 3: Yer Değişikliği
Ahmet’i önde oturtun. Evet biliyorum, “Onu mu önde oturtacağım, sürekli ayağa kalkıyor zaten!” diyorsunuz. Hatta “Sanki ben bunu denemedim,” diyerek alaycı bir gülümseme takınıyorsunuz. İşte önemli nokta burada! Önde oturunca, sizin gözünüzün önünde olacak. Siz de onunla göz kontağı kurarak, ona gülümseyerek, baş sallayarak “Orada mısın?” mesajı verebileceksiniz. Uzaktan kumanda gibi düşünün. Uzaktayken sinyal zayıf, yakındayken güçlü! Ayrıca konuşmadan belki sadece omuzuna dokunabilir ya da sırasına ufak bir not bırakabilirsiniz.
STRATEJI 4: Regülasyon Araçları
Yani stres topu, kalem, küçük oyuncaklar. Ahmet’in elleri meşgul olsun. “Ama dersi dinlemez!” diyorsunuz. Tam tersine! Elleri meşgulken beyni daha çok odaklanıyor. Tıpkı bazı insanların telefonda konuşurken volta atması ya da birini dinlerken kalem çevirmesi gibi. (Siz de yapıyorsunuz değil mi? Hepimiz yapıyoruz!)
NE YAPMAMALIYIZ? İŞE YARAMAYAN YÖNTEMLER
Şimdi biraz da “yapmamanız gerekenlere” bakalım. Çünkü bazen biz öğretmenler, iyi niyetimizle aslında işleri daha da kötüleştiriyoruz.
HATA 1: “Otur Yerine!”
Diye Bağırmak Bakın bu, gökyüzüne “Yağma!” demek gibi bir şey. İşe yaramıyor. Sadece siz geriliyorsunuz, o geriliyor, sınıf geriliyor. İki dakika sonra yine ayakta. Gördünüz mü? Harcadığınız enerjiye değmedi. Öğrencilerinizin uyarı eşiğini de istemsizce yükseltmiş oluyorsunuz.
HATA 2: Sürekli Azarlamak
“Yine mi kalktın Ahmet?” “Kaçıncı bu Ahmet?” “Ahmet otur!” Çocuk sizin sesinizi otomatik pilot modunda “vah vah vah” (karikatürlerdeki yetişkin sesi) diye duymaya başlıyor. İletişim kopuyor.
HATA 3: “10 Dakika Ayakta Dur, Ceza!” Demek
Zaten ayakta durmak isteyen çocuğa ayakta durma cezası vermek... Bir düşünün. Bu, çocuk için neredeyse ödül! “Yaşasın, ayakta duracağım!” (Tabii bunu sesli söylemez ama içinden düşünür.) Ayrıca tüm sınıfın içinde aldığı ceza dolayısıyla bundan etkilenmediğini göstermek için süreci iki level atlatmaya gayret edecektir.
HATA 4: “Sen Hiç Değişmeyeceksin!” Damgası
İşte bu en büyük hata! Bir kere çocuğa bunu söylediniz mi veya hissettirdiniz mi, gerçekten değişmez. Çünkü “ben böyleyim, değişemem” diye inanır. Bu bir kendini gerçekleştiren kehanettir. Yani siz “değişmezsin” derseniz, o da “tamam o zaman değişmem” der.
SON SÖZ
SABIR, KAHVE VE MIZAH DUYGUSU
Sevgili öğretmen arkadaşım, yerine oturamayan çocukla başa çıkmanın sihirli formülü şu: %40 sabır, %30 üretkenlik, %20 kahve ve %10 mizah duygusu.
Sabır, çünkü bu bir gecede çözülecek bir şey değil. 3 ay sürecek. Belki 6 ay. Ama o günü göreceksiniz: Ahmet oturacak. Tam 5 dakika oturacak. Sonunda siz o 5 dakikayı büyük bir zafer olarak kutlayacaksınız!
Her çocuk farklı. Ahmet’te işe yarayan, Mehmet’te yaramayabilir. Deneyeceksiniz, yanılacaksınız, tekrar deneyeceksiniz. Tıpkı bilim insanları gibi!
Çay-kahve çünkü... Açıklamaya gerek var mı? Öğretmenler çayla, kahveyle ayakta duruyor.
Bununla birlikte mizah duygusu. Çünkü bazen gülmek lazım. Ahmet 35. kez kalktığında, ona kızacağınıza içinizden “Bu çocuk Guinness rekoruna mı gidiyor acaba?” diye düşünün ve gülümseyin. Öğretmenlik çok ciddi bir meslek ama bazen de çok eğlenceli!
Şimdi derin bir nefes alın. Bir yudum kahve için. Sonra Ahmet’e tekrar bakın. Bu sefer farklı bir gözle. “Yerine oturamayan problem çocuk” değil, “hareket ederek öğrenen, enerjik, dinamik öğrencim” gözüyle.
Başarılar! Bol şans! (İkisine de ihtiyacınız olacak!)
ÖNEMLI NOT: Eğer çay ya da kahve biterse, öğretmenler odasına koşun. Çay-kahve öğretmenin yakıtıdır.
Metin Özdamarlar - Oya Doğan (Bu yazı, yazarların “KIRMIZI KOD: ZOR ÖĞRENCİ” adlı kitaplarından alınmıştır.)


-200320221523.png)
