Adsız tasarım-250220261742.png

Dijital Emzirme

  • 25.02.2026
  • 4 dakika
  • 6 Okunma
  • 0 Yorum

Bugün bebeklik döneminde ekranla tanışma yaşı, kimi çalışmalarda 6 ayın altına düşmüş durumda. Birçok çocuk bir yaşına gelmeden, her gün ortalama 1 ila 3 saat arasında dijital içerik izliyor. Oysa Amerikan Pediatri Akademisi, iki yaşına kadar çocukların ekranla hiçbir şekilde tanıştırılmaması gerektiğini söylüyor. Peki neden hâlâ bu kadar çok çocuk ekran başında büyüyor?

Dijital Emzirme

Ne yapsam ağlıyor hocam... ama şarkı duyunca ya da ekranı görünce susuyor. O susunca her şey daha kolay oluyor.

Bu cümleyi o kadar çok kez duymuştum ki artık içimden şu yanıt otomatik yükseliyordu: “Kolay olan, çoğu zaman doğru olan değildir.”

Ebeveynler çaresiz değil. Ama çaresizliğe itiliyorlar.

Bebek, doğar doğmaz destek görmek, anlaşılmak, yalnız kalmamak ister. Ama ne yazık ki modern hayat anneliği de babalığı da imkânsız kılıyor ve bebekleri yalnızlaştırıyor. Ve ekranlar, bu yalnızlığın üstünü örten bir pansuman gibi sunuluyor.

İyi niyetle. Ama çok ağır bir bedelle.

Bebeklik, insanın bağ kurma haritasının çizildiği dönemdir. Ve o harita, bir annenin yüzüyle başlar. Bir babanın sesiyle devam eder.Ten teması, göz teması, ses tonu, mimik, ifade, karşılıklı oyun... Bunlar beynin sosyal yollarını açan anahtarlar gibidir. Nitekim günümüz araştırmaları ayna nöronlar dediğimiz beyin hücrelerinin eliyle birbirimizin beyninde değişime yol açabildiğimizi ve benzer bir çalışma sisteminin muhatabımızın beyninde de gelişmesini sağlayabildiğimizi gösteriyor. Terapinin özünü de oluşturan bu yolak, bebek için sosyal gelişimin, yani bir nevi insan oluşun temelidir. Ama bugün birçok bebek, daha anne memesiyle bağ kurmadan ekranla tanışıyor.

Göz teması kurmadan ekran ışığına sabitleniyor.

Ten teması yaşamadan görüntüyle doyuyor.

Toprağa değmeden ekran camının soğuk ve hissiz camına yapışıyor. Sözcükleri duymadan yapay sesleri taklit etmeye başlıyor. Yani, henüz hayatla tanışmadan hayatın yerine geçen bir şeye maruz kalıyor. Bir bebek için ekran, erken tanışıldığında yalnızca bir görsel uyarıcı değildir; aynı zamanda bağ kurma ihtiyacını örten bir duvardır. Çünkü bebek, o anda susar. Ama duygusal gelişimi de susar.

Bebek sakinleşir. Ama beyni, ihtiyaç duyduğu ilişkisel veriden mahrum kalır.

Bebek ağlamaz. Ama gelecekte de konuşmaz.

Ve bu döngü yıllar içinde pekişir. İki yaşında konuşamayan çocuklar... Üç yaşında ismiyle seslenildiğinde dönmeyen çocuklar... Dört yaşında tuvalet eğitimini reddeden çocuklar...

Sıklıkla “doğuştan otistik” sanılırlar. Ama bir kısmının yaşadığı, dokunulmadan büyümektir.

Sadece konuşma gecikmesi değil, sosyal beceri yoksunluğu, duygusal regülasyon bozukluğu, davranış problemleri ve dijital bağımlılık gibi sorunlar da artıyor. Ekranlar, yalnızca görsel içerik sunmuyor. Bağ kurma yetisinin yerini alıyor. Ve bir kez bu yer değişimi gerçekleştiğinde, çocuğu yeniden ilişkiye çağırmak çok daha zor hale geliyor.

Bugün bebeklik döneminde ekranla tanışma yaşı, kimi çalışmalarda 6 ayın altına düşmüş durumda. Birçok çocuk bir yaşına gelmeden, her gün ortalama 1 ila 3 saat arasında dijital içerik izliyor. Oysa Amerikan Pediatri Akademisi, iki yaşına kadar çocukların ekranla hiçbir şekilde tanıştırılmaması gerektiğini söylüyor. Peki neden hâlâ bu kadar çok çocuk ekran başında büyüyor?

Neden ekranın zararlı olduğunu söyleyen uzmanlar linçleniyor?

Neden ekranın zararlarını dile getiren uzmanlar ekranlara çıkarılmıyor?

Neden hâlâ televizyonlarda ekranların küçük çocuklar için çok zararlı olduğuna dair tek bir kamu spotu dönmüyor?

Çünkü ekran köle gibi çalışmak zorunda bırakılan anne babanın iş gücüne devamını sağlıyor.

Çünkü ekran, ağlayan bebeği susturuyor.

Çünkü ekran, yorgun ebeveyne, çağın tanrılarına yeniden zinde olarak çalışmasını sağlamak için nefes aldırıyor.

Çünkü ekran, hızla akan hayatta durup temas etmeye vakit bulamayan dünyaya kolay bir çözüm sunuyor.

Çünkü ekran yeni dünya düzeninin devamını sağlıyor...

Yani çocuklarımız bu düzene kurban ediliyor... 

İngilizce Konuşan Ama Anlaşamayan Çocuk

Defne, kendi etrafında dönme, anlamsız sesler çıkarma ve yaşıtlarıyla iletişim kuramama şikâyetleriyle getirildiğinde 26 aylıktı. İştahsızlığı nedeniyle 8. ayda “mama sandalyesi eğlencesi” olarak başlayan ekran süreci, zamanla tüm güne yayılmıştı. Annesi, Defne’nin İngilizce renkleri ve sayıları bildiğini gururla anlatıyordu. Ancak Defne, suyu işaret etmek yerine çizgi filmdeki gibi “water” diye bağırıyor ama su verildiğinde ne yapacağını bilemeyip bardağa bakıyordu. Ebeveynleri, çocuklarının “üstün zekâlı” olabileceğini düşünürken, aslında çocuğun iletişim kurmadığını, sadece “kayıt cihazı” gibi duyduklarını tekrarladığını (ekolali) fark etmemişlerdi.

Değerlendirme sürecimde Defne odadaki kimseyle göz teması kurmadı. Sürekli olarak bir çizgi film repliğini, aynı tonlama ve vurguyla tekrar ediyordu. Duygusal regülasyonu yoktu; tablet elinden alındığında kafasını yere vurmaya çalışıyordu. Ayna nöronları, karşısındaki insanın duygusunu değil, ekrandaki iki boyutlu karakterlerin mekanik hareketlerini kopyalamaya programlanmış gibiydi.

Sıkı bir “Dijital Detoks” ve kreş eğitimi planlandı. Ekranın yerini, göz göze oynanan “ce-e” oyunları, gıdıklamalar ve saklambaç aldı. Özel eğitim ve ergoterapi planlandı. 4. ayın sonunda Defne’nin İngilizce kelimeleri (ki bunlar iletişim amaçlı değil, ezberdi) kayboldu, yerine bozuk da olsa Türkçe ve amaca yönelik kelimeler geldi. Bir sabah annesi ağlarken yanına gidip elini tuttuğunda, onun artık bir ekranı değil, bir insanı aradığını anladık. Otizm şüphesi tamamen ortadan kalktı.

VEYSİ ÇERİ (Bu yazı, yazarın “EKRANDA KAYBOLAN ÇOCUKLAR Dijital Otizmden Korunmak Mümkün” adlı kitabından alınmıştır.)